20 Mart 2012 Salı

İspanya 2 Elche - Benidorm - Terra Mitica -Cartegena

Elche

Elche İspanya'da özellikle gidilmesini tavsiye edeceğim bir yer değil. Eğer zamanınız var ise buraya uğrayın. Burası çok güzel küçük bozulmamış bir yer. Alicante şehrine bağlı. Valencia dilinde Elx diyorlar. Bu ülkede en az 5 dil konuşuluyor. En önemli özelliği Unesco'nun Dünya Mirasları listesinde yer alması. Sebebi ise bütün şehirde yer alan palmiyeler. Hatta bir palmiye müzesi bile var.
Elche - Palmiye Müzesi Bahçesi

Burada şirin bir otelde kaldık. Adı Hotel Jardin Milenio. Yine bir bahçe içerisinde yüzme havuzu olan bir otel.
Hotel Jardin Milenio - Elche
Benidorm
Ertesi gün Benidorm'a gittik. Benidorm'u anlatmak için kelimeler yetmez. Berbat ötesi bir yapılaşma var. Normal nüfusu 70.000 civarında iken bu sayı sezonda yarım milyonu buluyor. Aşağıdaki fotoğraf durumu daha iyi anlatacak.
Benidorm :(
Benidorm'a sadece uğradık. Bir kahve bile içmedik. Sahilde en çok hoşuma giden şey plaj kütüphanesi gibi bir şeyin olması idi. Buradan güneşlenirken okuyacağın kitabı alıp sonra iade ediyorsun. Çok şirin. 

Terra Mitica
Asıl amacımız olan eğlence parkı Terra Mitica'ya geldik. Ben ki korkakların şahı; burada binmediğim ıvır zıvır  kalmadı. Çok güzel düzenlenmiş hiç sıkılmadan ve sıcaklamadan(çünkü heryerde su püskürten cihazlar var. Eğer onlarda yoksa görevliler sizi sanki sinek ilacı sıkar gibi suluyorlar :) ) bütün gününüzü ister aletlere binerek ister gösterileri izleyerek geçirebilirsiniz. Özellikle korsan gösterisini kaçırmayın. Çok profesyonelce hazırlanmış. Ha bu arada yanınıza yedek giysiler almayı unutmayın. Sulu eğlenceler gerçekten sulu...
Terra Mitica 
Sulu eğlencelerden biri

Terra Mitica - Korsan gösterisi
Alicante
Yine yollardayız. Bu sefer Murcia eyaletine giriş yaptık. Otelimiz ters bir yerde bir golf oteli. Ancak fiyat kalite açısından mükemmeldi. Ve özellikle havuzu için bütün bir gününüzü ayırabilirsiniz. Intercontinental Mar Menor Golf Resort tavsiye edeceğim oteller arasında. 
İntercontinental Mar Menor Havuzu
Cartegena
Bugün akşam yemeği için Cartegena'ya gittik. Çok güzel bir sahil kenti. Tam bir Avrupa şehri. Güzel yürüyüş yolları. Eski ve bakımlı binalar. Yat limanı. Yemek yediğimiz yeri özellikle tavsiye edeceğim. La Tartana. Yürüyüş yolundan içeri girip meydana doğru yürürseniz sağ tarafta kalıyor. Erken gitmeye bakın, akşam saatlerinde yer bulunmuyor. Bu arada yine bir ingilizin ispanyolca problemi ile karşılaştık. Yanımızdaki, masada beyaz şarabı tarif etmek için masa örtüsünü gösteriyorlardı. Eğer çok turistik şehirler dışında da gezmek istiyorsanız bir kaç kelime de olsa ispanyolca öğrenin ya da sözlük taşıyın.

Cartegena meydan

İspanya - 1 - Valencia

İspanya :

Şu ana kadar yaptığım seyahatlerde en çok eğlendiğim yer. İnsanın hiç yabancılık çekmediği, kendini oldukça rahat hissettiği bir ülke İspanya. Leyiflerine düşkün insanlar. Gece yarılarına kadar yaşayan şehirler. Kahvaltısız ancak gece 10'da deli gibi yenen yemekler. Devamlı ne yesek, nerede bir şeyler içsek, nerede arkadaşlarla buluşsak derdinde ispanyollar. Madrid'de yürürken iki turist kızın konuşması tam olarak bir anafikir. Bu ispanyolların tek yaptığı içmek, içmek, konuşmak, konuşmak. İspanyollar o kadar hızlı konuşuyor ki inanılmaz. Birbirlerine cevap verme süreleri de çok kısa. Örneğin bir ingiliz cevap vermek için 10 sn. beklerken bir ispanyolda bu 1-2 saniyelere düşüyor. Bu arada biz türkler de hiç fena değiliz. 3-4 saniye bizimki de.

Bu seyahatimizde ülkenin yaklaşık 2/3 ünü gezebildik. Hiç sıkılmadım. Hiç yorulmadım ve Madrid'e bayıldım. Bir şehirde yaşayacak isem orası Madrid olabilir. Tek eksiği deniz yok :(

Valencia

Valencia Müze
İstanbul Atatürk Havalimanından THY uçağı ile Valencia'ya geldik. Taksiye binip otelimize geçtik. Otelimiz Valencia'nın merkezinde idi. Modern bir otel. En güzel tarafı adımınızı otelden dışarı attığınız anda yürüyerek şehri dolaşabiliyorsunuz. Hemen kapının önünde cafeler, barlar yemek yenecek mekanlar.
Valencia - Ayre Hotel Astoria Palace

Birinci gün dinlenip, şehir turu yaptıktan sonra 2. gün sabahtan Central Mercado'ya gittik. Burası sabah saatlerinde açılıp öğlen gibi kapanıyor. Çok düzenli ve temiz. Deniz mahsulleri çeşit çeşit. Hiç bu kadar çok karides ve midye çeşidi görmemiştim.
Mercado Central
Valencia'nın kendine has bir içeceği var. Horchata. Öğütülmüş badem, susam, pirinç, arpa ve yer fıstığından yapılan süte benzeyen soğuk içilen bir içecek Valencia'da her yerde seyyar ya da dükkan halinde horchata  sattılan yerleri görebilirsiniz.
Horcheteria El Siglo - 1836'dan beri dünyanın en iyi horchatasını yaptıklarını söylüyorlar.
Buradan oyuncak asker müzesine geçtik. Çook güzeldi. Sanırım binlerce küçük el yapımı askerler, oyuncaklar vardı. Tam Karya'ya göreydi. Eğer çocuğunuz var ise burayı sakın pas geçmeyin.
Valencia - Oyuncak Asker Müzesi
Öğleden sonra  Ciudad de Las Artes y Las Ciencias'a gittik. İçinden çok dışı güzel. Değişik mimaride binalar havuzların içinde yer alıyor. İçinde'de bilim müzesi, sanat galerisi ve akvaryum bulunmakta.


Gezebildiğimiz kadar gezdikten sonra hadiii plaja. Akdeniz kenarında yer alan Valencia'da kumsal göz alabildiğine uzanıyor ve harika incelikte. Ancak deniz biraz sıcak. Eh işte Akdeniz :)
Valencia'nın altın kumlu plajı
Daha sonraki gün Hertz'den arabamızı kiraladık. Bu ülkedeki en önemli problemlerden biri pek ingilizce konuşan yok. Starbucks'da bir turistin çalışana sarıldığını biliyorum ingilizce anlaşabildiği için. Çat pat ispanyolcamızla Hertz'den araba kiralarken adam Valencia adresimizi sordu. İspanyolcamız ona göre oldukça yeterli gelmiş yani. Anlaşılması çok kolay insanlar ispanyollar. Yani vücut dillerimiz birbirine çok yakın.
Hadii arabayı aldık doğru Sagunto'ya. Sagunto Valencia'nın dışında bir kale. Daha sonra anlıyoruz ki İspanya'da kale bolluğu var ve pek çoğu bozulmamış. Buraları gezdikten sonra araba aldık iyi de nasıl gidicez  hadi bir de gps alalım dedik. İyi ki de dedik. Yoksa hayatta bir yerden bir yere gidemezdik.
Ertesi gün otelden ayrılıp Elche'ye geçeceğiz.


13 Mart 2012 Salı

Hindistan 10 Son - Goa

Goa

Kollam'dan Goa eyaletinin başkenti olan Panaji'ye tam 20 saat süren bir tren yolculuğu ile gittik. Ne yazık ki bu tren bindiğimiz en kötü trendi. Güya birinci sınıf almamıza rağmen bu hattaki birinci sınıflar kompartıman değil perdesi çekilen şekilde olan yerlermiş. İyice bir temizliğe giriştikten sonra (resmen elimizde otelden aldığımız havlular bütün kompartımanı iyice bir sildikten sonra bir de ıslak mendillerle üzerinden geçtik :) Eee kolay değil nerede ise bir günümüz burada geçecek) sıra klimayı kapatma uğraşlarına geldi. Klima dediğimiz şey tavanda 25x25 ölçülerinde bir delik ve derin dondurucu ayarında üflüyor. Kağıt, kumaş, bant üçlemesi ile bir şekilde azalttıktan sonra oturabildik. Yolculuğun en gıcık kısmı 1-2 dakika aralıklarla geçen satıcılardı. Geçmekle kalmıyorlar, perdeyi açıp bir de ısrar edenler bile oldu.
Her neyse bir şekilde sağ salim Panaji'ye yakın küçük bir tren istasyonuna vardık. Orada pre paid taksilerle otelimize ulaştık. Panaji merkezde Vivanta by Taj Panaji otelde kaldık. Taj otelleri özellikle Hindistan'da oldukça iyi bilinen bir oteller zinciri. Eğer Goa'ya gidecekseniz bu oteli düşünün derim. İnanılmaz memnun kaldım.
Vivanta by Taj

Vivanta by Taj Teras Havuz

Panaji'yi seçmemizdeki en önemli neden Goa'nın tam ortasında yer alması. Böylece hem kuzey plajlarına hem de güney plajlarına buradan gidebildik. İlk gün otel ve çevresinde zaman geçirdikten sonra ikinci, gün kuzeye gitmeye karar verdik. Yine taksi pazarlığı vs. vs den bahsetmiyorum ama o gün yaşlı bir taksici amca ile bütün günümüzü geçirdik. Bütün plajlarını tek tek dolaştıktan sonra en kuzeydeki Arambol'de kalmaya karar verdik. Burası güzel kumsalı ve sakinliği ile oldukça dinlendirici. Kendinizi Karayip kıyılarında da hissedebiliyorsunuz burada. Devamlı çalan bir reggae müziği eşliğinde danseden hintli gençler ve hippi turistler var etrafta. Gittiğimöiz mevsim itibarı ile çok rüzgarlı idi. Ancak anladığım kadarı ile buralarda denize girmek mümkün değil. Dalgalarla oynaşabiliyorsunuz ancak. Bir de alışveriş. 5 dakikada bir gelen kadınlar ile halhal, kolye, manikür pedikür diyaloğu fiyatın içinde :)

Arambol 
Arambol-Satıcı Kadın

Arambol'un denizi bu işte...

Bir sonraki gün ise bu sefer en güneydeki Palolem plajına gittik. Buraya otobüsle 2 aktarma yaparak yaklaşık 2 saatte gittik. Dönüşte ise saat 17:00 den sonra otobüs olmadığı için yine bir taksi ile anlaşarak döndük. Burası Goa'da gidebilecek en uygun plaj. Yüzmek için de oldukça uygun. Restoran ve cafeler de oldukça gelişmiş. Alışveriş imkanı da bol bol var.

Palolem

Palolem Kalınabilecek Bungalovlar

Palolem Gün Batımı

Son olarak Panaji'yi tanıtmak gerekirse burası eski bir Portekiz yerleşimi. Evlerde hala Portekiz etkisi hakim. Şehrin ana merkezinde beyaz bir kilise var. Bunun dışında nehrin üzerinde gemiler casino olarak kullanılıyor. Yemek olarak oldukça çeşitli yerler mevcut. Biz çoğunlukla The Upper House'u tercih ettik.

Panaji yada Panjim
Böylece Hindistan gezimizi bitirmiş olduk. Bundan sonra geriye doğru gidip diğer seyahatlerimi anlatacağım. Sanıyorum diğer gezileri bu kadar detaylı anlatamayacağım geçmiş zaman çünkü. Ancak size yararlı bir kaç bilgi verebilirsem ve düşüncelerinizi yorumlarınızla benimle paylaşırsanız çoook sevinirim. Görüşmek üzere...

8 Mart 2012 Perşembe

Hindistan - 9 Kerala

Kerala

Aurangabad 'dan hareketle ilk önce Mumbai oradan da Thrivandarum'a aktarmalı uçakla ulaştık. Bölgenin üzerinde uçarken kilometrelerce alanın hindistan cevizi ile kaplı olduğunu daha iyi görüyorsunuz. Daha sonradan oranın bir yerlisinden öğrendiğimiz üzere buranın eski adı Keralam imiş kera hindistan cevizi la ise ülke anlamına geliyormuş. Yani hindistan cevizi ülkesi. Hindistan eyaletlere bölünmüş durumda. Her eyaletin yönetim biçimi de değişik. Kerala eyaleti yıllardır. komünizm ile yönetiliyor. Yollarda yaklaşık 5 metrede bir kırmızılı orak çekiç bayrağı görüyorsunuz. Ayrıca burada sanki bir düzen, temizlik hakim. Evler daha çok villa cinsi ve bakımlı. Daha sonradan araştırmalarımızdan öğrendiğimiz kadarı ile buranın yönetimi özellikle eğitime çok önem veriyorlarmış. Okuma yazma ıranı %90'lara çıkmış durumda ki bu ülkenin kat be kat üzerinde. Ancak bu sefer de problem bu kadar eğitimli insana düzgün iş bulmakta ortaya çıkıyor. O yüzden  ne kadar üzücü de olsa en fazla intihar oranı da bu bölgede imiş. Okumuş gençler umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlarmış.


Havaalanından taksiye binip epey uzaktaki Paravur bölgesindeki otelimize geldik. Bu otelimiz konum olarak çok güzel bir yerde idi. Kerala bölgesi denizin yüzlerce kilometre boyunca karanın içine girdiği bir bölge. Haritasını bulabilirsem daha iyi anlatabileceğim sanırım.


Bu sadece bir kentin haritası. Bütün bölge bu şekilde deniz içlere girmiş durumda. Bu sayede çok hoş manzaralarla karşılaşabiliyorsunuz. Sonuç olarak otelimiz denizden oldukça uzak olmasına rağmen sanki göl kenarında hissi yaratan bir yerde. Ancak ulaşımı inanılmaz zor oldu. Sanırım hizmet sektörü bu bölgede tüm Hindistan'dan daha da geride olduğu için otel ile epey sorun yaşadık. Zaman kavramları hiç yoktu. Saatlerce önceden arayıp araç istememize rağmen saatinden bir saat sonra bile aracı bulamıyorduk. Bungalowlarda kaldık. Ben şahsen çok beğenmedim. İçeride yoğun bir küf kokusu vardı. Ancak bütün bu olumsuzlukları unutturan bir bahçeye sahipti otelimiz. Otelin adı Aquaserene idi.

Paravur -Aquaserene bahçe

Paravur - Otelden görünüş

Paravur - Aquaserene bahçe

İlk gün epey bir gecikme ve kendi çabamızla en yakın şehir merkezi olan (ki yaklaşık 30 km) Kollam'a gittik. Orada amacımız bu deniz kanallarından geçerek yapılan tura katılmak için bilet almaktı. Ancak o kadar geciktik ki bilet alamadık. Ancak detayları öğrenebildik. Kollam'da nerede ise tek yemek yenecek yer bir otelin restoranı. Nani Hotel restoranı. Kerala'da kaldığımız süre içerisinde tüm yemeklerimizi burada yedik.
Ertesi gün sabah erkenden tekrar Kollam'a gidip nehir turuna katıldık. Burada bu gezileri özellikle DTPC denen devlet kurumu yapıyor ve oldukça organizeler. Kano turu için ilk önce yarım saat ile kırkbeş dakika arası minübüsle karadan gidiyorsunuz. Daha sonra Munroe Island denilen yere geliyorsunuz. Adının ada olduğuna bakmayın. Çevresi sadece 1-2 metre genişliğinde kanallarla çevrili bir bölge burası. Burada kanolara aktarıldık. Bizim kanoda biz en arkada oturduğumuz için uzun çubuklarla hem kanoyu idare eden hem de bize çevreyi tanıtan kişi ile bol bol sohbet edebildik. Bize ağaçları, meyvelerini, hindistan cevizinden nasıl yararlandıklarını (heryerini kullanıyorlar: yağını, sütünü, lifini ip yapmak için, ağacı kereste için) ve ada yaşamını anlattılar. Bazı yerlerde tarlalar gibi su tarlaları vardı ve üzerleri bir tül gibi bir şeyle kaplıydı. Buraların karides çiftlikleri olduğunu öğrendik. Bazı alanlarda bu suların üzerleri olduğu gibi nilüferlerle kaplanmıştı. Çok hoş ve keyifli bir yolculuktu.

Munroe Island Kano Gezisi ve oğluşum

Karides tarlaları

Ananas

Ertesi gün güneydeki Varkala Beach'e gitmeye karar verdik. Varkala'ya geldiğimizde çok güzel bir kumsalla karşılaştık. Ancak nerede ise hiç bir Hintli denize girmiyor sadece ya denize ya da turistlere bakıyorlar. Burası garip bir şekilde dalgalı bir yer ancak dalgalar düz de değil. Sizi alıp 5-6 metre uzağa fırlatıyorlar. O zaman neden denize girmediklerini anlıyorsunuz. Varkala sahilden merdivenlerle restoran ve cafelerin olduğu kısma çıkıyorsunuz. Burası Hindistan da şimdiye kadar gördüğüm en güzel turistik yerlerden biri. Sonradan göreceğim üzere hatta en güzeli imiş. Eğer Hindistan'da bir deniz tatili de yapmak istiyorsanız burada 2-3 günlük bir mola size çok iyi gelecektir. Restoranların nerede ise hepsi temiz ve güzel gözüküyor. Buraya kadar gelmişken biraz deniz ürünleri yiyelim dedik ve ülkemizdeki fiyatın nerede ise onda birine çok güzel bir yemek yedik. Burada yer alan küçük otel ve bungalovlar da oldukça eğlenceli gözüküyor. Burada kalamadığımıza pişman olduk. Umarım siz kalırsınız.

Varkala

Balık ve Karides Ziyafeti



5 Mart 2012 Pazartesi

Hindistan 8 Aurangabad

Aurangabad

Aurangabad'a gitme sebebimiz inanılmaz mağara tapınaklar olan Ellora ve Ajanta bölgeleri. Nasıl gittiğimizi hiç sormayın. Bu yolculuk işleri başa bela Hindistan'da. Yataklı otobüsle gittik. Ama anlatmayacağım tek söyleyeceğim siz gitmeyin. Ne yapıp edip bir uçak ya da sınıfından emin olduğunuz bir tren ayarlayın. Aurangabad'da otobüsten bir şekilde indikten (şükürler olsun) sonra otelimize ulaştık. Lemon Tree oteli oldukça hoş bir hotel. Özellikle yüzme havuzu çok güzel görünüyor. Ancak mevsimden midir nedir bir türlü temiz göremedik. Kahvaltılarımızı ve özellikle akşam yemeklerimizi otelde yedik. Çok güzel ve bu konuda ödüllü bir uzakdoğu ( Republic of Noodles) restoranı mevcut. Kaldığımız süre boyunca her gece başka bir şey denedik ve hepsi başarılıydı.

Ellora:

Dünya Mirasları listesinde yer alan Ellora Aurungabad'a 30 km uzaklıkta. Bu arada ayarladığımız araba ile bu 30  km'lik yolu 1,5 saatte aldık. Çünkü araba bozulduğu için bir yarım saat arabayı tamir etme çalışmalarını izledik. Bir yarım saatte başka bir araba bekledik. Ama en sonunda Ellora'ya vardık. İnanılmaz bir şey. Adamlar dağı almışlar bir yerinden oymaya başlayıp içine tapınaklar, heykeller, duvar yazıları filan yazmışlar. Burada toplam 34 mağara var. Tapınaklar da tek bir dine ait değil. Burada hem budist hem hindu hem de jain tapınakları var. En görkemlisi hindu tapınağı Kaisala.Yapımında 7000 işçinin 150 yıl çalıştığı söyleniyor. Tek bir anakaya oyularak tapınak oluşturulmuş. Biz kuru mevsimde gittiğimiz için su filan yoktu ama normalde her yerden sular akıyormuş. Altından filan geçiyormuşsunuz.
Şimdi fotoğraflar:






Ajanta:

Burası Aurangabad'a 104 km uzaklıkta bir alan. Araba ile yaklaşık 2 saatte ulaştık. Ancak mağaraların önünde değil tam karşısındaki otoparkta indik arabadan. Böylece yaklaşık yarım saat süren çok hoş manzaralı bir yürüyüşten sonra mağaralara vardık. Mağaraların girişinde tahterevan gibi koltuklar ve bir sürü adam var. Sizi o koltuklarla taşımak istiyorlar. Çok yokuş olduğunu ve çıkamayacağınızı söylüyorlar. Eplence için denemek isterseniz bilemem ama onun dışında çok gereksiz.
Burası da UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer alıyor. Yaklaşık MÖ 100 yıllarına dayanan geçmişi bulunan Ajanta mağaraları Ellora gibi kaya blokları oyularak yapılmış. Ancak burada Ellora gibi detaylı çalışmalar değil çoğunlukla duvar resimleri görüyoruz.
Burası 1819 yılında İngilizlerin av için çıktıkları bir gezi sonucunda ortaya çıkarılmış. Yine kurak mevsim :( Normalde yemyeşil oluyor.







Bu şekilde oluyormuş. Yemyeşil :))

Hindistan 7 Mumbai

Mumbai

Eski adı ile Bombay (ki Hintlilerin çoğu hala Bombay diyor) şimdiki adı ile Mumbai eskilerin batıya açılan kapısı imiş. Ya da tam tersini söylemek mümkün İngilizler buradan Hindistan'a açılmışlar. Gate of India özellikle o açıdan önemli. Kapıyı görünce hep aklımda eski ingilizlerin gemilerden o kapıdan geçip bu garip ülkeye girişleri canlanıyor. Taa o zamanlar bu kadar büyük ve uzak bir ülkede nasıl bir egemenlik kurduklarını ve nasıl sömürdüklerini düşünüp İngiltere'ye bir daha şaşırmaktan kendimi alamıyorum. Adamlar dış politika konusunda dehalar.
Mumbai'de bir bölüm sanki İngiltere'de imiş hissini yaratıyor. Sanıyorum sadece bu sınırlı çevrede yaşamışlar.


Burada ingiliz binası ile hint binası arasındaki 5 farkı buluyoruz...

Onun dışı bildiğimiz Hindistan. Mumbai garip bir coğrafi oluşum. Adalardan oluşuyor.


Burada oldukça uzak (30 km kadar) bir otelde kaldık. İstanbul'da düşünürken mantığımız şu idi. Güya Ramada otelinde kalacaktır. Böylece 5 yıldızlı bir otelde uygun fiyata kalıyor olacak ve aradaki farkı da en fazla taksi ile gitmeye veririz diye düşünüyorduk. Nasıl mantıklı değil mi? Ama pek değilmiş :) Otel gerçekten uzak, üstüne üstlük bir de trafik eklenince yol 1 - 1,5 saate uzuyor. Hadi neyse ama otelden taksi çağrılmıyor :)) İstersek 4 katı kadar vererek otel aracını kullanabilirmişiz. Resmen olay oldu taksi çağırma işi ve otel hiç bir şekilde yardımcı olmadı. İlk gün çok zorlandık. Ancak ondan sonra internetten çağrılan bir taksi şirketi bulduk. Akşamdan rezervasyonumuzu yapıyorduk. Sabahleyin gelince arıyorlardı. Biz bir şey anlamıyorduk çünkü nerede ise hiç bir taksici ingilizce bilmiyor. Ama bir şekilde ulaşımımızı sağladık. Dönüşte şehirden taksi bulmak o kadar zor değildi de yer tarifi zordu. Bütün gezi severlerin GPS lerine zeval gelmesin.
İlk gün Mumbai hayvanat bahçesi ( ki bahçe hayvanlardan daha güzel) ve müzeyi gezdik. Müze ( Chhatrapati Shivaii Maharaj Vastu Sangrahalava müzenin gerçek ismi biz yine kısaca müze diyelim) oldukça iyi düzenlenmiş. Özellikle Nemrut'tan gelen eserleri görünce çok şaşırdım. 


Ayrıca minyatür resimler ve Nepal eserlerinden oluşan bölüm de etkileyici idi.



Daha sonra dinlenmek isterseniz müze shopun yanındaki minik cafeyi kullanabilirsiniz.

Mumbai'de yemek işi için bir sürü yer bulabilirsiniz. Biz daha çok kahvaltıyı otelde yapıp akşamüzeri birşeyler yiyerek hallettik. Mumbai'de Cafe Moshe kurtarıcımız oldu. Güzel salata, tost ve tatlı çeşitleri ve kahveleri ve uygun fiyatları ile bol bol kullandığımız bir yer oldu. Ayrıca bütün ülkede dükkanları olab Coffee Cafe Day'leri de unutmamak lazım. Ülkenin her yerinde düzgün bir yerde soluklanıp güzel bir kahve (ülke şartlarında pahalı olsa da değer) içmek için ideal bir yer. Her yerde karşınıza çıkabiliyor. Ancak bu bölgede alternatifler çok fazla. Ayrıca Mumbai'de alışveriş yapmak da keyifli. Yine aynı bölge içerisindeki dükkanlarda oldukça keyifli alışverişler yaptık.
Ertesi gün Gate of India'ya gidip Elephant Island biletlerimizi alıp bir saatlik tekne yolculuğu ile adaya vardık. Adaya girdiğinizde isterseniz 10 dakikada yürüyeceğiniz yolu minyatür trene binerek gidebiliyorsunuz. Ondan sonra satıcılar arasından geçerek epey bir yokuş tırmanıyorsunuz. Ancak annemin deyişiyle etrafta o kadar çok bakacak şey olunca yol nasıl geçiyor anlaşılmıyor. Bu arada maymunlara dikkat.. Her yerdeler. Ancak elinizde yiyecek bir şey yoksa korkmayın size pek bulaşmıyorlar.
Gate of India ve Taj Mahal Otel

Meşrubat içen maymun
Burada mağara tapınaklar bulunmakta. Özellikle girişteki mağaralar oldukça güzel. Eğer Aurungabad'daki Ellora ve Ajanta mağaralarına gitmeyecekseniz buraya muhakkak gidin. Ancak eğer oraya gidiyorsanız ki biz gittik burası oranın minicik bir parçası gibi duruyor.




Ah bu arada Mumbai'deki ilk günümüzde Hacı Ali Camii'ne gittik. Bunu atlamışım. Denizden uzun ince bir yolla bağlanan cami esasta oldukça zarif ancak o kadar kalabalık ki bu insanlar burada ne yapıyor diye düşünmekten kendimi alamadım. Sanki mesire yeri gezer gibiler. Fotoğraflar durumu daha iyi anlatır sanırım.

Cami Girişi 
Caminin hemen önü

Caminin hemen arkası
Hacı Ali Camii