9 Eylül 2012 Pazar

Kos - Symi - Rodos

Kos - Symi -Rodos

        
         Sabah saat 9:30 feribotu ile Turgutreis den hareket etmeye çalıştık. Ama başarabilene aşkolsun. İlk önce check in kuyruğuna giriyorsun, daha sonra pasaport kontrol kuyruğuna, ve hepsini güneş altında yapıyorsun. Bu işkence bittikten sonra yaklaşık yarım saat gecikme ile feribota bindik. Feribot balıkçı teknesinden biraz halliceydi. Biz Bodrum ferry den biletlerimizi aldık. Eğer Turkish seaways den alırsanız daha mantıklı araçlarla seyahat edebiliyorsunuz. Ve evet geldik. Nereye geldik. Pasaport çilesi çekmeye. Yaklaşık bir saat süren işlemlerden sonra Kos'a girebildik. İlk önce Symi biletlerimizi aldık. Hemen kalenin yanından çıktıktan sonra yolun karşısında Alphabank'ın yanındaki acenteden biletlerimizi aldık. Meydana doğru ilerleyip daha da içeri girdik. Sabah kahvaltısı için uygun olduğunu düşündüğümüz Crepa Mania 'da bir tatlı ve bir de tuzlu krep yedik. Krepler oldukça doyurucu ve lezzetliydi. Fiyatları da 4-6 € arasında idi. Orada yaklaşık dört saat geçirip 40 € ödeyerek kalktık. Yine limana gidip bu sefer herhangi bir sıra beklemeden Symi feribotuna bindik. Bindiğimiz feribot Dodekanisos seaways e aitti.  Zaten feribotun ismi de 12 adalar demek. Oldukça konforlu araçlar. Yaklaşık 50 dakika süren yolculuktan sonra Simi'ye vardık. Çok şirin evler yamaçlara yaslanmis. Evlerin renkleri oldukça güzel. Pastel tonlara boyanmış. Otelimiz bulduk. Hotel Nerius hemen limanın yanında. Oda temiz, banyo yeni yeter bir yer. Kahvaltı dahil 75€ ya kaldık. Dusumuzu aldıktan sonra şehri gezmeye çıktık. Küçük trenlerle yaptığımız küçücük bir Simi turundan sonra Figen Batur'dan okuduğumuz Mylopetra restoranına gittik. Her şey mükemmeldi. Ancak fiyatlar da hiç ucuz değildi. Başlangıçlar 20-30€ ana yemekler 40-60€ arasında değişiyor. Ancak porsiyonlar büyük ve lezzetler inanılmaz. Özellikle tatlı olarak Sicilya usulü limonlu tart inanılmaz. İsteyenler klasik taverna eğlencesi için Manos'u tercih edebilirler.
Symi

Mylopetra
Panamitris Kilisesi


          Dönerken meydanda halk oyunları gösterisi vardı. Cakma efeler şeklinde dans ediyorlardi.
Ertesi sabah kahvaltıdan sonra adanın en diğer ucunda bulunan Panamitris kilisesine gitmek üzere dolmuslarin olduğu yere gittiğimizde dolmuşta boş yer olmadığını gördük. Orada bulunan hiçbir ıngilizce kelime bilmeyen bir amca bizi arabasına aldı. Kıvrıla kıvrıla kıvrıla 40 dakika kadar gittikten sonra koya geldik. Burası denizcilerin koruyucu melegi olan Mikail için yapılmış. Küçük, güzel ikonalarla dolu bir kilisesi olan bir manastır kompleksi. Dönerken Rodos'tan gelen büyükçe bir gezi teknesine kişi başı 5€ karşılığında bindik. Bu arada amcaya da gelirken kişi başı 3,75€ vermistik. Amca parayı isterken 15 € yu göstererek anlatabildi. Bu yolculuk da 45 dakika kadar sürdü. Gialos'un tek plajı olan Nos beach de zaman geçirmeye karar verdik. Çünkü Rodos'a gidecek feribotun kalkış saati 17:45 ti.

           Simi de özellikle kızartılmış minicik karidesleri soymadan yiyebilirsiniz. Oldukça da lezzetliler.
Burada bir kaç saat onaylandıktan sonra esyalarimizi alıp limana gittik. Dodekanisos yaklaşık 10 dakika gecikme ile geldi. 45 dakika kadar sonra Rodos taydik. Kolana limanı ana liman olarak kullanılıyor. Epey bir arayıştan sonra oteli bulabildik. Casa Antika kaldığımız otelin adı. Buraya otel denilemez. Apart gibi bir yer. Kapının dış anahtarını da size veriyorlar. Temiz, rahat kullanışlı, yeni şehrin ortasında. Gecelik 90€. Kahvaltılık malzeme dolaba konulmuş durumda. Yemek için dışarı çıktığımızda epey dolaştıktan sonra klasik, turistik olmayan bir yunan restoranında yemeğimizi yedik. ( :-) Cacık,sarma,çoban salata, mucver, musakka) Bunlardan musakka sadece bizim bildiğimiz gibi değil patlicanli patatesli lazanya gibi yapılıyor. Yeni şehirde oldukça şık mağazalar ve restoranlar var. İstediğiniz bir tanesini seçebilirsiniz. Sabah olunca eski şehri dolaşmaya çıktık. Burası çok güzel bir kale kompleksi. Oldukca büyük ve çok orjinal hediyelikler alınabiliyor. Epey bir alışveriş yapıp sokaklar kaybolduk. Dar sokaklar fotograf çekmek için çok uygun.

Rodos
Plaj şehrin üst kısmındaki ucgende yer alıyor. Bodrum dan sonra doğal olarak bize suyu sıcak geldi. Akşam yemeğimizi Alexis 4 Seasons restoran da yedik. Biz lobster menü seçtik. İki kişilik menü için şarap hariç 106€ ödeniyor. Yemekler lezzetli ve doyurucuydu.
Grand Master'ın sarayı

Şovalyeler  Sokağı - Rodos

Rodos denize girmek için güzel bir yer


        Ertesi gün sabahtan otobüs ile Lindos'a geçtik. Kasaba meydanında ben Village Cafe'ye oturup çantaları bekledim. Cenk ise akrapole tırmandı. Öğle yemeğimizi burada gecistirip (Yine de yediklerimiz lezzetli idi) otelimize doğru yola çıktık. Bu kadar yorulduktan sonra bir gün dinlenmeyi hak ettigimizi düşündüğümüzden Lindos'a 2-3 km uzaktaki Aquagrand otelinde kaldık.  Burada denize girip biraz keyif yaptıktan sonra ver elini tekrardan Lindos. Akşam yemeğimizi bütün gezi kitaplarının önerdiği Mavrokis de yedik. Bir sürü ödül alan restoran hemen Lindos merkezde taksi durağının yanında. Restoran tüm aldığı ödülleri hakettiğini bize de kanıtladı. Özellikle kalamar dolmasını görünce bizdeki kalamarlarin cüce olduklarını düşündüm.Oradan ful doymuş olarak ayrılıp otele döndük.

Lindos Akrapol

Lindos

Lindos akrapolün uzaktan görünüşü


       Ertesi sabah kahvaltıdan sonra ver elini tekrardan Rodos. Bu sefer bir gyros yiyelim dedik. Turistik eski şehirde bir yere oturduk. Bir sefer daha gördük ki mümkün olduğunca turistik yerlerden uzak durmak gerekiyor. Berbattı. Son alışverişlerimizi yapıp limana doğru yollandik. Geldigimizin 2 katı eşya ile geri döndük.

       Sonuç olarak bence 3 gece Rodos'da kalıp bunun bir gününü Simi'ye günü birlik gezi ile geçirmek uygun gözüküyor. Ayrıca Lindos da kalmaya da gerek yok. Yarım günlük bir gezi ile yemek yeterli olacaktır. rodos görülmesi gereken bir yer. Bu kadar güzel korunmuş bir kale şehir az bulunur.

13 Nisan 2012 Cuma

İspanya 4 - Almeria

Almeria

Cabo de Gata'dan kurtulduktan sonra :) yaklaşık 50 km gittikten sonra Almeria şehrine vardık. Şehir klasik bir Endülüs kenti. En güzeli gittiğimizde festival olması idi. İnsanlar flamenco kıyafetleri ile sokaklara dökülmüşlerdi. Ayrıca bir de geçit töreni vardı. Onun dışında insanlar bütün sokakları doldurmuş deli gibi eğleniyorlardı. Biz de bir şeyler yiyip insanlar daha fazla çığırından çıkmadan otelimize döndük.
Sabah erkenden Granada'ya doğru yola koyulduk.
Geçit Töreni - Almeria

Almeria'da bir Gelinlik Dükkanı

11 Nisan 2012 Çarşamba

İspanya 3 - Cabo de Gata

Cabo de Gata

O gün otelden çıktık ve yollara düştük. Rehber kitabımızın tavsiyesine uyarak yolumuzu yaklaşık 50 km uzatarak çok harika bir volkanik oluşum dedikleri Gredas de Bolnuevo'ya gittik. Burası bildiğimiz deniz kıyısı bir kasabanın yanında komik denecek bir şey. Yani bizim peri bacalarını biliyorsanız onun sadece bir tanesini, o da kötü bir tanesini alıp oraya koymuşlar gibi. Gitmeye hiç gerek yok yani.
Gredas de Bolnuevo
Oradan Cabo de Gata sahiline gittik. Okuduklarımızdan hayalimizde ıssız, sessiz bir cennet köşesi görebileceğimizi sanıyorduk. Ancak inanılmaz bir kalabalıkla karşılaştık. Zaten sahile kadar araba ile gidemedik. Ancak bu bizim hatamız. Sanırım bir yanlış anlama sonucu toprak yoldan araba ile gidilemeyeceğini sandık. Ya otobüs ile ya da yürüyerek gidilebiliyor. Biz yürüyerek gittik. Çok zor değildi. Ancak o günkü maceramızın da başlangıcı oldu.
Cabo de Gata
Cabo de Gata uzun ve geniş bir kumsal. Hiçbir tesis yok. Bu açıdan bakıldığında iyi mi kötü mü karar veremedim. Ama ne biliyim insan bir şezlong bir şemsiye ihtiyacı hissediyor. Deniz dalgalı ancak tertemiz. Çünkü çevrede denizi kirletebilecek hiç bir şey yok. Bu İspanya için çok değişik; çünkü ülkenin bütün kıyıları betonlaşmadan oldukça nasibini almış.
Ve dikkat!!! Birden karşınıza çıplaklar çıkıyor. Şok. Üstsüz filan değil; gerçek çıplak. Kadınlı erkekli bir sürü . Herkes değil ancak azımsanmayacak kadar da çoklar. Bir süre sonra alışıyorsunuz :) 
Maceramız ise hadi şu tepenin arkasındaki koya gidelim demekle başladı. Başladık yürümeye. Bir süre sonra uçurumun dibinden bir patikada yürür bulduk kendimizi. Geri dönsek mi ileri gitsek mi derken hadi biraz daha diye diye ödümüz kopa kopa bir koya geldik. Ancak küçücük bir yer ve sadece iki çift (tabii ki çıplak) var. Biz ise yanıbaşımızda 8 yaşında bir çocuk ful bikini ve mayolarla oldukça garip geldik onlara. Ancak medeniyet hak getire... Ne bir yol ne de telefon sinyali. Artık yapacak bir şey yok. Biz orada kaldık Cenk tepeyi tırmanıp yol bulmaya çalıştı. Aramızda bir işaret dili oluşturduk. Şöyle yapınca gel. Böyle yapınca kal diye. Suyumuzu filan paylaşıp gönderdik Cenki. Yaklaşık yarım saat sonra gel işaretini tepeden görünce biz de yavaş yavaş çıkmaya başladık. Yukarı çıktığımızda tek yapabileceğimiz şeyin tekrar başladığımız yere dönmek olduğunu anladık. Ancak bu sefer uçurumdan değil tepelerden gittiğimiz için daha rahattı. O gün bir ayda bronzlaşacağımızdan 3 kat daha fazla karardık. Resmen karardık :))
Yolun Başlangıcı

Yüzenlere dikkat :))


20 Mart 2012 Salı

İspanya 2 Elche - Benidorm - Terra Mitica -Cartegena

Elche

Elche İspanya'da özellikle gidilmesini tavsiye edeceğim bir yer değil. Eğer zamanınız var ise buraya uğrayın. Burası çok güzel küçük bozulmamış bir yer. Alicante şehrine bağlı. Valencia dilinde Elx diyorlar. Bu ülkede en az 5 dil konuşuluyor. En önemli özelliği Unesco'nun Dünya Mirasları listesinde yer alması. Sebebi ise bütün şehirde yer alan palmiyeler. Hatta bir palmiye müzesi bile var.
Elche - Palmiye Müzesi Bahçesi

Burada şirin bir otelde kaldık. Adı Hotel Jardin Milenio. Yine bir bahçe içerisinde yüzme havuzu olan bir otel.
Hotel Jardin Milenio - Elche
Benidorm
Ertesi gün Benidorm'a gittik. Benidorm'u anlatmak için kelimeler yetmez. Berbat ötesi bir yapılaşma var. Normal nüfusu 70.000 civarında iken bu sayı sezonda yarım milyonu buluyor. Aşağıdaki fotoğraf durumu daha iyi anlatacak.
Benidorm :(
Benidorm'a sadece uğradık. Bir kahve bile içmedik. Sahilde en çok hoşuma giden şey plaj kütüphanesi gibi bir şeyin olması idi. Buradan güneşlenirken okuyacağın kitabı alıp sonra iade ediyorsun. Çok şirin. 

Terra Mitica
Asıl amacımız olan eğlence parkı Terra Mitica'ya geldik. Ben ki korkakların şahı; burada binmediğim ıvır zıvır  kalmadı. Çok güzel düzenlenmiş hiç sıkılmadan ve sıcaklamadan(çünkü heryerde su püskürten cihazlar var. Eğer onlarda yoksa görevliler sizi sanki sinek ilacı sıkar gibi suluyorlar :) ) bütün gününüzü ister aletlere binerek ister gösterileri izleyerek geçirebilirsiniz. Özellikle korsan gösterisini kaçırmayın. Çok profesyonelce hazırlanmış. Ha bu arada yanınıza yedek giysiler almayı unutmayın. Sulu eğlenceler gerçekten sulu...
Terra Mitica 
Sulu eğlencelerden biri

Terra Mitica - Korsan gösterisi
Alicante
Yine yollardayız. Bu sefer Murcia eyaletine giriş yaptık. Otelimiz ters bir yerde bir golf oteli. Ancak fiyat kalite açısından mükemmeldi. Ve özellikle havuzu için bütün bir gününüzü ayırabilirsiniz. Intercontinental Mar Menor Golf Resort tavsiye edeceğim oteller arasında. 
İntercontinental Mar Menor Havuzu
Cartegena
Bugün akşam yemeği için Cartegena'ya gittik. Çok güzel bir sahil kenti. Tam bir Avrupa şehri. Güzel yürüyüş yolları. Eski ve bakımlı binalar. Yat limanı. Yemek yediğimiz yeri özellikle tavsiye edeceğim. La Tartana. Yürüyüş yolundan içeri girip meydana doğru yürürseniz sağ tarafta kalıyor. Erken gitmeye bakın, akşam saatlerinde yer bulunmuyor. Bu arada yine bir ingilizin ispanyolca problemi ile karşılaştık. Yanımızdaki, masada beyaz şarabı tarif etmek için masa örtüsünü gösteriyorlardı. Eğer çok turistik şehirler dışında da gezmek istiyorsanız bir kaç kelime de olsa ispanyolca öğrenin ya da sözlük taşıyın.

Cartegena meydan

İspanya - 1 - Valencia

İspanya :

Şu ana kadar yaptığım seyahatlerde en çok eğlendiğim yer. İnsanın hiç yabancılık çekmediği, kendini oldukça rahat hissettiği bir ülke İspanya. Leyiflerine düşkün insanlar. Gece yarılarına kadar yaşayan şehirler. Kahvaltısız ancak gece 10'da deli gibi yenen yemekler. Devamlı ne yesek, nerede bir şeyler içsek, nerede arkadaşlarla buluşsak derdinde ispanyollar. Madrid'de yürürken iki turist kızın konuşması tam olarak bir anafikir. Bu ispanyolların tek yaptığı içmek, içmek, konuşmak, konuşmak. İspanyollar o kadar hızlı konuşuyor ki inanılmaz. Birbirlerine cevap verme süreleri de çok kısa. Örneğin bir ingiliz cevap vermek için 10 sn. beklerken bir ispanyolda bu 1-2 saniyelere düşüyor. Bu arada biz türkler de hiç fena değiliz. 3-4 saniye bizimki de.

Bu seyahatimizde ülkenin yaklaşık 2/3 ünü gezebildik. Hiç sıkılmadım. Hiç yorulmadım ve Madrid'e bayıldım. Bir şehirde yaşayacak isem orası Madrid olabilir. Tek eksiği deniz yok :(

Valencia

Valencia Müze
İstanbul Atatürk Havalimanından THY uçağı ile Valencia'ya geldik. Taksiye binip otelimize geçtik. Otelimiz Valencia'nın merkezinde idi. Modern bir otel. En güzel tarafı adımınızı otelden dışarı attığınız anda yürüyerek şehri dolaşabiliyorsunuz. Hemen kapının önünde cafeler, barlar yemek yenecek mekanlar.
Valencia - Ayre Hotel Astoria Palace

Birinci gün dinlenip, şehir turu yaptıktan sonra 2. gün sabahtan Central Mercado'ya gittik. Burası sabah saatlerinde açılıp öğlen gibi kapanıyor. Çok düzenli ve temiz. Deniz mahsulleri çeşit çeşit. Hiç bu kadar çok karides ve midye çeşidi görmemiştim.
Mercado Central
Valencia'nın kendine has bir içeceği var. Horchata. Öğütülmüş badem, susam, pirinç, arpa ve yer fıstığından yapılan süte benzeyen soğuk içilen bir içecek Valencia'da her yerde seyyar ya da dükkan halinde horchata  sattılan yerleri görebilirsiniz.
Horcheteria El Siglo - 1836'dan beri dünyanın en iyi horchatasını yaptıklarını söylüyorlar.
Buradan oyuncak asker müzesine geçtik. Çook güzeldi. Sanırım binlerce küçük el yapımı askerler, oyuncaklar vardı. Tam Karya'ya göreydi. Eğer çocuğunuz var ise burayı sakın pas geçmeyin.
Valencia - Oyuncak Asker Müzesi
Öğleden sonra  Ciudad de Las Artes y Las Ciencias'a gittik. İçinden çok dışı güzel. Değişik mimaride binalar havuzların içinde yer alıyor. İçinde'de bilim müzesi, sanat galerisi ve akvaryum bulunmakta.


Gezebildiğimiz kadar gezdikten sonra hadiii plaja. Akdeniz kenarında yer alan Valencia'da kumsal göz alabildiğine uzanıyor ve harika incelikte. Ancak deniz biraz sıcak. Eh işte Akdeniz :)
Valencia'nın altın kumlu plajı
Daha sonraki gün Hertz'den arabamızı kiraladık. Bu ülkedeki en önemli problemlerden biri pek ingilizce konuşan yok. Starbucks'da bir turistin çalışana sarıldığını biliyorum ingilizce anlaşabildiği için. Çat pat ispanyolcamızla Hertz'den araba kiralarken adam Valencia adresimizi sordu. İspanyolcamız ona göre oldukça yeterli gelmiş yani. Anlaşılması çok kolay insanlar ispanyollar. Yani vücut dillerimiz birbirine çok yakın.
Hadii arabayı aldık doğru Sagunto'ya. Sagunto Valencia'nın dışında bir kale. Daha sonra anlıyoruz ki İspanya'da kale bolluğu var ve pek çoğu bozulmamış. Buraları gezdikten sonra araba aldık iyi de nasıl gidicez  hadi bir de gps alalım dedik. İyi ki de dedik. Yoksa hayatta bir yerden bir yere gidemezdik.
Ertesi gün otelden ayrılıp Elche'ye geçeceğiz.


13 Mart 2012 Salı

Hindistan 10 Son - Goa

Goa

Kollam'dan Goa eyaletinin başkenti olan Panaji'ye tam 20 saat süren bir tren yolculuğu ile gittik. Ne yazık ki bu tren bindiğimiz en kötü trendi. Güya birinci sınıf almamıza rağmen bu hattaki birinci sınıflar kompartıman değil perdesi çekilen şekilde olan yerlermiş. İyice bir temizliğe giriştikten sonra (resmen elimizde otelden aldığımız havlular bütün kompartımanı iyice bir sildikten sonra bir de ıslak mendillerle üzerinden geçtik :) Eee kolay değil nerede ise bir günümüz burada geçecek) sıra klimayı kapatma uğraşlarına geldi. Klima dediğimiz şey tavanda 25x25 ölçülerinde bir delik ve derin dondurucu ayarında üflüyor. Kağıt, kumaş, bant üçlemesi ile bir şekilde azalttıktan sonra oturabildik. Yolculuğun en gıcık kısmı 1-2 dakika aralıklarla geçen satıcılardı. Geçmekle kalmıyorlar, perdeyi açıp bir de ısrar edenler bile oldu.
Her neyse bir şekilde sağ salim Panaji'ye yakın küçük bir tren istasyonuna vardık. Orada pre paid taksilerle otelimize ulaştık. Panaji merkezde Vivanta by Taj Panaji otelde kaldık. Taj otelleri özellikle Hindistan'da oldukça iyi bilinen bir oteller zinciri. Eğer Goa'ya gidecekseniz bu oteli düşünün derim. İnanılmaz memnun kaldım.
Vivanta by Taj

Vivanta by Taj Teras Havuz

Panaji'yi seçmemizdeki en önemli neden Goa'nın tam ortasında yer alması. Böylece hem kuzey plajlarına hem de güney plajlarına buradan gidebildik. İlk gün otel ve çevresinde zaman geçirdikten sonra ikinci, gün kuzeye gitmeye karar verdik. Yine taksi pazarlığı vs. vs den bahsetmiyorum ama o gün yaşlı bir taksici amca ile bütün günümüzü geçirdik. Bütün plajlarını tek tek dolaştıktan sonra en kuzeydeki Arambol'de kalmaya karar verdik. Burası güzel kumsalı ve sakinliği ile oldukça dinlendirici. Kendinizi Karayip kıyılarında da hissedebiliyorsunuz burada. Devamlı çalan bir reggae müziği eşliğinde danseden hintli gençler ve hippi turistler var etrafta. Gittiğimöiz mevsim itibarı ile çok rüzgarlı idi. Ancak anladığım kadarı ile buralarda denize girmek mümkün değil. Dalgalarla oynaşabiliyorsunuz ancak. Bir de alışveriş. 5 dakikada bir gelen kadınlar ile halhal, kolye, manikür pedikür diyaloğu fiyatın içinde :)

Arambol 
Arambol-Satıcı Kadın

Arambol'un denizi bu işte...

Bir sonraki gün ise bu sefer en güneydeki Palolem plajına gittik. Buraya otobüsle 2 aktarma yaparak yaklaşık 2 saatte gittik. Dönüşte ise saat 17:00 den sonra otobüs olmadığı için yine bir taksi ile anlaşarak döndük. Burası Goa'da gidebilecek en uygun plaj. Yüzmek için de oldukça uygun. Restoran ve cafeler de oldukça gelişmiş. Alışveriş imkanı da bol bol var.

Palolem

Palolem Kalınabilecek Bungalovlar

Palolem Gün Batımı

Son olarak Panaji'yi tanıtmak gerekirse burası eski bir Portekiz yerleşimi. Evlerde hala Portekiz etkisi hakim. Şehrin ana merkezinde beyaz bir kilise var. Bunun dışında nehrin üzerinde gemiler casino olarak kullanılıyor. Yemek olarak oldukça çeşitli yerler mevcut. Biz çoğunlukla The Upper House'u tercih ettik.

Panaji yada Panjim
Böylece Hindistan gezimizi bitirmiş olduk. Bundan sonra geriye doğru gidip diğer seyahatlerimi anlatacağım. Sanıyorum diğer gezileri bu kadar detaylı anlatamayacağım geçmiş zaman çünkü. Ancak size yararlı bir kaç bilgi verebilirsem ve düşüncelerinizi yorumlarınızla benimle paylaşırsanız çoook sevinirim. Görüşmek üzere...

8 Mart 2012 Perşembe

Hindistan - 9 Kerala

Kerala

Aurangabad 'dan hareketle ilk önce Mumbai oradan da Thrivandarum'a aktarmalı uçakla ulaştık. Bölgenin üzerinde uçarken kilometrelerce alanın hindistan cevizi ile kaplı olduğunu daha iyi görüyorsunuz. Daha sonradan oranın bir yerlisinden öğrendiğimiz üzere buranın eski adı Keralam imiş kera hindistan cevizi la ise ülke anlamına geliyormuş. Yani hindistan cevizi ülkesi. Hindistan eyaletlere bölünmüş durumda. Her eyaletin yönetim biçimi de değişik. Kerala eyaleti yıllardır. komünizm ile yönetiliyor. Yollarda yaklaşık 5 metrede bir kırmızılı orak çekiç bayrağı görüyorsunuz. Ayrıca burada sanki bir düzen, temizlik hakim. Evler daha çok villa cinsi ve bakımlı. Daha sonradan araştırmalarımızdan öğrendiğimiz kadarı ile buranın yönetimi özellikle eğitime çok önem veriyorlarmış. Okuma yazma ıranı %90'lara çıkmış durumda ki bu ülkenin kat be kat üzerinde. Ancak bu sefer de problem bu kadar eğitimli insana düzgün iş bulmakta ortaya çıkıyor. O yüzden  ne kadar üzücü de olsa en fazla intihar oranı da bu bölgede imiş. Okumuş gençler umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlarmış.


Havaalanından taksiye binip epey uzaktaki Paravur bölgesindeki otelimize geldik. Bu otelimiz konum olarak çok güzel bir yerde idi. Kerala bölgesi denizin yüzlerce kilometre boyunca karanın içine girdiği bir bölge. Haritasını bulabilirsem daha iyi anlatabileceğim sanırım.


Bu sadece bir kentin haritası. Bütün bölge bu şekilde deniz içlere girmiş durumda. Bu sayede çok hoş manzaralarla karşılaşabiliyorsunuz. Sonuç olarak otelimiz denizden oldukça uzak olmasına rağmen sanki göl kenarında hissi yaratan bir yerde. Ancak ulaşımı inanılmaz zor oldu. Sanırım hizmet sektörü bu bölgede tüm Hindistan'dan daha da geride olduğu için otel ile epey sorun yaşadık. Zaman kavramları hiç yoktu. Saatlerce önceden arayıp araç istememize rağmen saatinden bir saat sonra bile aracı bulamıyorduk. Bungalowlarda kaldık. Ben şahsen çok beğenmedim. İçeride yoğun bir küf kokusu vardı. Ancak bütün bu olumsuzlukları unutturan bir bahçeye sahipti otelimiz. Otelin adı Aquaserene idi.

Paravur -Aquaserene bahçe

Paravur - Otelden görünüş

Paravur - Aquaserene bahçe

İlk gün epey bir gecikme ve kendi çabamızla en yakın şehir merkezi olan (ki yaklaşık 30 km) Kollam'a gittik. Orada amacımız bu deniz kanallarından geçerek yapılan tura katılmak için bilet almaktı. Ancak o kadar geciktik ki bilet alamadık. Ancak detayları öğrenebildik. Kollam'da nerede ise tek yemek yenecek yer bir otelin restoranı. Nani Hotel restoranı. Kerala'da kaldığımız süre içerisinde tüm yemeklerimizi burada yedik.
Ertesi gün sabah erkenden tekrar Kollam'a gidip nehir turuna katıldık. Burada bu gezileri özellikle DTPC denen devlet kurumu yapıyor ve oldukça organizeler. Kano turu için ilk önce yarım saat ile kırkbeş dakika arası minübüsle karadan gidiyorsunuz. Daha sonra Munroe Island denilen yere geliyorsunuz. Adının ada olduğuna bakmayın. Çevresi sadece 1-2 metre genişliğinde kanallarla çevrili bir bölge burası. Burada kanolara aktarıldık. Bizim kanoda biz en arkada oturduğumuz için uzun çubuklarla hem kanoyu idare eden hem de bize çevreyi tanıtan kişi ile bol bol sohbet edebildik. Bize ağaçları, meyvelerini, hindistan cevizinden nasıl yararlandıklarını (heryerini kullanıyorlar: yağını, sütünü, lifini ip yapmak için, ağacı kereste için) ve ada yaşamını anlattılar. Bazı yerlerde tarlalar gibi su tarlaları vardı ve üzerleri bir tül gibi bir şeyle kaplıydı. Buraların karides çiftlikleri olduğunu öğrendik. Bazı alanlarda bu suların üzerleri olduğu gibi nilüferlerle kaplanmıştı. Çok hoş ve keyifli bir yolculuktu.

Munroe Island Kano Gezisi ve oğluşum

Karides tarlaları

Ananas

Ertesi gün güneydeki Varkala Beach'e gitmeye karar verdik. Varkala'ya geldiğimizde çok güzel bir kumsalla karşılaştık. Ancak nerede ise hiç bir Hintli denize girmiyor sadece ya denize ya da turistlere bakıyorlar. Burası garip bir şekilde dalgalı bir yer ancak dalgalar düz de değil. Sizi alıp 5-6 metre uzağa fırlatıyorlar. O zaman neden denize girmediklerini anlıyorsunuz. Varkala sahilden merdivenlerle restoran ve cafelerin olduğu kısma çıkıyorsunuz. Burası Hindistan da şimdiye kadar gördüğüm en güzel turistik yerlerden biri. Sonradan göreceğim üzere hatta en güzeli imiş. Eğer Hindistan'da bir deniz tatili de yapmak istiyorsanız burada 2-3 günlük bir mola size çok iyi gelecektir. Restoranların nerede ise hepsi temiz ve güzel gözüküyor. Buraya kadar gelmişken biraz deniz ürünleri yiyelim dedik ve ülkemizdeki fiyatın nerede ise onda birine çok güzel bir yemek yedik. Burada yer alan küçük otel ve bungalovlar da oldukça eğlenceli gözüküyor. Burada kalamadığımıza pişman olduk. Umarım siz kalırsınız.

Varkala

Balık ve Karides Ziyafeti