11 Ocak 2013 Cuma

Bilboa - Donastia San Sebastian

Bask Ülkesi

İspanya gitmeye, gezmeye bayıldığım bir ülke. Belki insanların cana yakınlığı, belki doğallığı ya da rahatlığı bilmiyorum. Geçen senelerde yaptığımız uzun seyahatlerde ülkenin büyük bölümünü gezmiştik. Bu sefer zamanımız kısıtlıydı. O yüzden sadece bir şehir (San Sebastian'ı sayarsak 2) ile yetinelim dedik.
Bilbao'ya vardığımızda havanın çok soğuk olmasını beklerken bizi şaşırttı ve nerede ise çok az yağmur görerek dolaştık. Bilindiği üzere bu şehir eskiden sanayi şehri olarak bilinirmiş. Hala bu özelliğini koruyor. Ancak çoğu fabrikalar şehir dışına taşınmış durumda. Mesela eskiden fabrika olan yerde şimdiki muhteşem Guggenheim müzesi bulunuyor. Adamlar son 30 yıldır devamlı düşünüp acaba bu şehre daha başka neler yapsak, hangi garip binaları eklesek diye düşünmüşler.

Örneğin Guggenheim; inanılmaz. Tek kelime. Buranın bir bina olduğuna inanmak bile zor. Zaten herkesin söylediği gibi dışı içinden güzel. Yine de içindeki bazı eserleri yabana atmamak lazım. Özellikle Richard Serra'nın devasa boyutlu çelik eseri The Matter of Time görülmesi gereken bir çalışma diye düşünüyorum.



Size bir kaç tane de Guggenheim fotoğrafı ekleyeyim.






Bilbao'ya gitmişken yemekten bahsetmemek olmaz. Sanırım dünyanın en fazla Michelin yıldızlı restoranının bulunduğu bölge burası. Restoranlarda inanılmaz füzyon yemekler yiyebilirken en güzeli herhangi bir pintxos bara gidip leziz atıştımalıklarla karnınızı doyurabilirsiniz. Herhangi bir bar yeteri kadar iyi olabilir. Ama ben en çok El Globo ile Bar Bilbao'yu sevdim. En garibime giden şey ise çok az çalışan ile işlerin hiç aksamadan yürüyebilmesi ve devamlı güleryüzlü olmalarıydı. Sanırım akşam olunca hiç kimse evine gitmiyor. Gündüz gezdiğimiz ıssız yerler gece olunca adım atılamaz hale geliyordu. Barlarda oturma olanağı nerede ise yok gibi. O yüzden herkes ayakta ellerinde içkileri ve yiyecekleri sohbet ediyorlar. Ayrıca ilerideki günlerde anlayacağımız üzere yağmur çamur da bu olayı pek etkilemiyor.


Gündüz vakti


Gece vakti

Bu gezimizde bir günümüzü de San Sebastian'a ayırdık. Allahtan bu mevsim gitmişiz. Bu soğukta bile kalabalıktı ki yaz aylarını düşünemiyorum. Bu şehir gerçekten bir doğa harikası ve insanları da çok özenli bir şekilde orayı korumuşlar. Zaten bu bölgenin tümünde Bask milliyetçiliği hissediliyor. Bask dili İspanyolca'ya hiç bir şekilde benzemeyen bir dil. Dil bilimcileri tarafından Hint-Avrupa dili Avrupa'ya yayılmadan önce konuşulan dillerden arta kalan tek dil olduğu söylenmektedir. Baskça izole bir dil olduğundan dünyada hiç bir dille yakın akrabalığı bulunmamaktadır.
Basklar San Sebastian demiyorlar zaten Donastia diyorlar. Kendilerine de Bask değil Euskaldunak diyorlar. Şehirde üç ayrı plaj var. İki tanesi tam şehrin içinde. Bir tanesi çok korunaklı olan Concha plajı ki gelgitler sayesinde gün içinde boyutları epey değişiyor. Diğer plajda ise hava sıcaklığı ne olursa olsun dalga sörfü yapanları görüyorsunuz. Buradaki yemek konusuna gelirsek koca New York'ta sadece 4 tane 3 Michelin yıldızlı restoran varken San Sebastian'da 3 tane 3 yıldızlı restoran bulabilirsiniz. Yani gözünüze kestirdiğiniz her yerde gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz.
Gitmişken San Telmo Müzesine uğramayı ihmal etmeyin. Özellikle kilisedeki video gösterilerini kaçırmayın.
Şimdi San Sebastian fotoğrafları:



Dalga Bekleyişi


Bask Bölgesinin şirn mağazası Kukuxumusu :)